Zeynel Emre “Okullardaki Şiddet Münferit Değil, Büyüyen Bir Güvenlik Zafiyetidir; İktidar Sorumluluktan Kaçamaz!”

17.04.2026

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Zeynel Emre, Silivri Dayanışma Merkezi’nden yaptığı basın toplantısında; Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullarda yaşanan ve 9 can kaybına yol açan silahlı saldırıların iktidarın yönetim zafiyetinin bir sonucu olduğunu vurguladı. Okul güvenliği için verdikleri önergelerin AKP ve MHP oylarıyla reddedildiğini hatırlatan Emre; Mansur Yavaş ve Ümit Erkol’a yönelik hukuki süreçlerin siyasi birer “ayak oyunu” olduğunu belirtti. Silivri’deki kumpas davalarının “tel tel döküldüğünü” örneklerle anlatan Emre, “Bu enkazdan kurtuluşun yolu sandıktır” dedi.

CHP Sözcüsü Emre, şunları söyledi:


Değerli basın mensupları, ekranları başında bizleri izleyen kıymetli yurttaşlarımız, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii Türkiye'nin geleceğinin savrulduğu, çocuklarımızın, gençlerin, bu ülkede yaşayan emekçilerin çok zor dönem geçirdiği bir Türkiye gerçeği ile karşı karşıyayız. Biz Silivri Dayanışma Merkezinden size sesleniyoruz, haftalık Cuma günü toplantılarımızda rutin yaptığımız gibi. Elbette bu hafta içinde de burada yapılan yargılamalarda dosyanın nasıl tel tel döküldüğünü örneklerle size anlatacağız.

OKULLARDA ŞİDDET VE GÜVENLİK ZAFİYETİ: "9 ÖLÜ, 13 YARALI"

Ancak onun hemen öncesinde çok acı olaylar yaşadık geçtiğimiz hafta itibariyle. Bunlardan bahsetmeden geçmek istemiyorum. Maalesef hepimizi yasa boğan, büyük üzüntü duyduğumuz, önce Şanlıurfa Ahmet Koyuncu Anadolu Lisesi'nde ki burada yaşanan elim hadisin hemen sonrasında da yine Kahramanmaraş'ta Ayser Çalık Ortaokulunda öğrenciler silahlı saldırılara maruz kaldılar. Şu ana kadar gelen bilgilere göre 9 ölü ve 13 yaralımız var. Öncelikle kaybettiğimiz yavrularımız için Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır ve milletimize başsağlığı diliyorum. Yaralılara da acil şifalar diliyorum. Bir an evvel sağlıklarına kavuşmasını temenni ediyoruz.

Şimdi böyle bir olay yaşandığında ki bizim basın toplantılarımızı takip edenler bilir. Biz ülkede artan şiddet olaylarını, sosyal patlamanın yarattığı sonuçları rakamlarla, gerek TÜİK rakamlarından, gerek başka araştırma rakamlarından bahsettik. Ülkedeki tutuklu, hükümlü sayısının çokluğu, ceza dosyasının çokluğu, yeni nesil çetelerin çocuk yaştaki kimseleri nasıl suça sürüklediklerini örnekleriyle anlattık. Önlem alınması gerekir dedik. Mecliste bunun için biraz sonra rakamlarla bahsedeceğim. Yapılması gerekenleri anlattık ve bu olaylar yaşandıktan hemen sonra Sayın Erdoğan'ın yine rutin yaptığı bir açıklama var. Efendim bunu siyaset malzemesi yapmayın. Yani Sayın Erdoğan diyor ki konuşmayın, susun, bir şey söylemeyin. Benzeri her olayda olduğu gibi sadece kendi konuşsun, kendi söylesin ve bu koca ülkede olan bitenle ilgili hiçbir açıklama yapmayalım.

"SORUMLULUKTAN KAÇAN BİR İKTİDAR"

Peki, bunu siyasi malzeme yapmayalım tamam. Peki, olan biteni nasıl görmezden gelelim? Biz bu ülkenin son seçimde birinci partisi olarak meclisteki çoğunluk itibariyle ana muhalefet partisi olarak tek bir cümle kurmayalım mı? Bunlar okullarda yaşananlar doğal afet değil. Okullarda yaşadığımız bu ülkedeki şiddet olaylarının geldiği nokta açısından önlem alınması gereken bir nokta. Kimsenin bir kusuru, ihmali yok mu? Yani olaya böyle mi bakalım? Yani bu bir doğal afet mi, deprem mi? Şimdi madenlerde ihmaller olur. İşte doğal afet denir, kaza denir, fıtrat der geçeriz. Çürük binalarda yaşayan insanlar depremde hayatını kaybeder. Önlem alınmamıştır. Müsaade edilmiştir. Hemen Allah'ın takdiri der Sayın Erdoğan. Yani peki Allah'ın takdiri de Allah aşkına kulun yapacağı hiçbir şey yok mu? Burada Tayyip Bey öncesinde hatırlarsanız şöyle söylüyordu. Fırat'ın kenarında bir kuzu kaybolsa ondan halife olarak ben sorumluyum diyen Hz. Ömer anlayışından bugün geldiği nokta bu. Tam bir sorumsuzluk. Yani koca ülke 86 milyon hepimiz onun iki dudağından çıkan sözlere şey yapacağız, bekleyeceğiz. Her şeyden yetkili ama tam sorumsuz. Hiçbir işte sorumluluğu yok. Bu ülkede iyi olan ne varsa Tayyip Erdoğan'dan, kötü olan ne varsa muhalefetten. Yani anlayışı bu. Şimdi yanına almış İçişleri Bakanı, Milli Eğitim Bakanı ya bunlara soramıyor mu? Siz bu okullarda hiçbir güvenlik önlemi almadınız mı? Bu çocukların ruh haliyle ilgili bir tespitiniz yok muydu? Hatırlayın daha yeni yakın bir zamanda Fatma Nur öğretmen katledildi. Yine okulda öğretmen Fatma Nur öğretmen katledilmeden önce bizim can güvenliğimiz yok diyor. Şiddet olaylarından disiplin süreci işletilmesi gerekenlerden bahsediyor. Bütün ülkede sosyal durum böyle, şiddet olayları böyle, ekonomi çökmüş durumda. İnsanlar umutsuz. Gençlerin geleceğe yönelik umudu kalmamış. Böylesine bir ortamda Tayyip Bey her Çarşamba grup toplantısına gidiyor. Çarşambadan Çarşambaya konuşuyor. İşte prompterda ne varsa onu okuyor. İki şey yapıyor. Bir, hakaret ediyor ağırlıklı olarak bize. İki, bolca tehdit ediyor, kürsüden iniyor. Ondan sonra da ele geçirdiği medya, televizyon kanalları, basın oturup kalkıp Tayyip Erdoğan'ın efendim onun sayesinde gül gibi nasıl geçinip gittiğimizi anlatıyor. Sanki gerçek, ülkenin gerçeği buymuş gibi.

CHP’NİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ AKP-MHP OYLARIYLA REDDEDİLDİ

Değerli arkadaşlar, bakın AK Parti artık hiçbir şeyi yönetemiyor. O nedenle de bu kadar ahlaka, vicdana, insanlığa aykırı yöntem ne buluyorlarsa da Cumhuriyet Halk Partisi'nin üstüne saldırıyorlar.

Kıymetli yurttaşlarımız, bakın Salı günü Şanlıurfa Siverek; liseye giriyor 18 yaşında biri elinde av tüfeği elini kolunu sallayarak 10 öğrenciyi, 4 öğretmeni, bir polisi ve bir kantin işletmecisini yaralıyor. Hemen ardından da Kahramanmaraş'ta o demin bahsettiğim elim olay yani ortaokul 8. sınıf öğrencisi 5 silah, 8 şarjör alıyor bu çocuk ve giriyor biri öğretmen 8 tane çocuğu öldürüyor.

Şimdi tüm bunlar karşısında yapılacak işler var. Bakın ben Silivri Dayanışma Merkezinden sizlere sesleniyorum ve burada bu hafta itibariyle yaşadığımız hukuksuzlukları da anlatacağım. Ancak ne diyor biliyor musunuz Ekrem Başkan duruşmada? Diyor ki evlatlarımıza canımız yanıyor. Öğretmenimize de, büyük acı. Yani bunların hepsi fetret döneminin izleridir. Bu siyasi değildir falan olmaz. Bu mücadelenin zaten zemini de budur. Adı eğitim alanıdır. Adı adalettir. Adı ekonomidir. Gerçekten başımız sağ olsun. Dünden beri içim yanıyor diyor. Hakikaten tam da Ekrem Başkan'ın dediği gibi tam bir fetret dönemi yaşıyoruz. Milli Eğitim Bakanı toplumu kutuplaştırmak yerine okullardaki bu şiddet olaylarına eğilmelidir.

Şimdi ben size iktidarı yani bu tam olarak siyasidir dememin sebebi mecliste bakın biz ne yapmışız. Ana muhalefet partisi olarak okullarda güvenlik ve temizlik konusunda sadece bu yasama dönemi içerisinde 63 soru önergesi vermişiz. Olaylar geliyor, yaşanıyor. Görüyoruz, araştırıyoruz, raporlar okuyoruz. 10 kanun teklifi vermişiz, 26 araştırma önergesi vermişiz. Ne olmuş? Hepsi Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi oylarıyla reddedilmiş. Parmaklar kalkmış inmiş. Şimdi bu ülkenin çocuklarına verdiği değer. Bakın biz ne demişiz? Demişsiniz ki bütçe görüşülürken çocuklar bizim geleceğimiz, burada önlem almamız lazım demişiz. Okullarda güvenlik elemanı, temizlik elemanı anlatmışız. Okul sağlığı hemşiresi alınması lazım demişiz. Teklifte bulunmuşuz. Demişler para yok.

BÜTÇE TERCİHİ: ÇOCUKLAR MI FAİZ LOBİLERİ Mİ?

Bakın 75 bin hemşire, 100 bin temizlik görevlisi, 65 bin güvenlik personeli, uzman personelin bize maliyeti 224 milyar lira. Yani bütçenin 2,5’u. Bakın çocuklarımızı geleceğe hazırlayacağız. Bütçenin sadece yüzde 2,5'u. Peki buna çok diyenler her ay 300 milyar TL faiz lobilerine para ödüyor. Bakın her ay 300 milyar TL. Ben bir yıllık 224 milyar maliyetten bahsediyorum. Okullar pırıl pılır, güvenlik içerisinde, hemşirelerin gözetiminde çocuklarımız ve buna ilave bir başka önerimiz daha her gün çocuklarımıza bir kere de olsa temiz, sağlıklı yemek verelim. Yine bütün bunları reddettiler. Ondan sonra da efendim bunu siyaset malzemesi yapmayın. Ülke şiddet sarmalında. Bakın, Umut Vakfının raporu 2025 yılı 3422 silahlı şiddet olayı yaşanmış. Bunun 2784'ü silahla, 638'inde ise kesici delici aletlerle gerçekleşmiş ve en fazla şiddetin yaşandığı yer neresi? Marmara bölgesi. Marmara bölgesi yine ekonomide krizin en ağır hissedildiği bölge. Yani bu şiddet olayları sonuç. Bu olayın sebebi, sorunun kaynağı ne dediğinde sorunun en büyük kaynağı ülkeyi yönetemeyen Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iktidarının ülkeyi uçuruma sürüklemesidir. Biz o nedenle bir an evvel milletimizin önüne sandığın gelmesini istiyoruz.

MANSUR YAVAŞ VE ÜMİT ERKOL’A YÖNELİK "AYAK OYUNLARI"

Bakın kıymetli yurttaşlarımız, çok zor koşullardayız. Zor bir coğrafyadayız. Trump ve Netanyahu ikilisi bölgeyi ateş çemberine çevirdi ve bu ikilinin her gün tutarsız açıklamalarıyla karşılaşıyoruz. Böylesine bir ortamda Sayın Dışişleri Bakanı Hakan Fidan dedi ki, "İsrail düşmansız yapamaz. Türkiye'yi yeni düşman ilan etme arayışında olduğunu düşünüyoruz." Şimdi önce şunu söyleyelim. Herhangi bir dış gücün Türkiye'ye yönelik bir tehdit oluşturması durumunda geçmişte olduğu gibi bunun en başta karşısında dimdik duracak Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Ancak madem böyle bir tehdit ve kaotik ortam var, siz bir söylemde gerçekten inanarak, bilerek, araştırarak bunu söylüyorsanız o zaman önce iş barışı tahkim etmeniz lazım. Elinize geçirdiğiniz yargı kollarıyla bu toplumu kutuplaştırmamak, muhalefet partisine saldırmamanız lazım. Yani bir yandan iç cepheyi güçlendirme mesajları verirken bir yandan da durmadan operasyonlar, soruşturma izinleri veriliyor. Geçtiğimiz hafta itibariyle Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mansur Yavaş'la ilgili İçişleri Bakanlığı tarafından soruşturma izni verildi. Bakıyorsunuz sudan sebepler. Hiç elle tutulur bir delil yok. Dosya yok. Sayın Yavaş, Ankaralıların üçte ikisinin oyuyla rekor farkla seçilmiş bir belediye başkanı. İkinci kez. Şimdi çeşitli ayak oyunlarıyla onu da bertaraf etmeye yönelik, engellemeye yönelik bir çalışma olduğunu görüyoruz. Eğer ki siz Ankara'da birini yargılamak istiyorsanız önce şu sorunun cevabını verin. Siz Melih Gökçek'i niye istifa ettirdiniz? Sizin partinizin üç kurucusundan biri Melih Gökçek'le ilgili Ankara'yı parsel parsel sattı demedi mi? Bir savcı çağırsa ben bunu anlatırım demedi mi? Geçmiş döneme ilişkin bu kadar kamu zararı varken, partinizin kurucusunun bu açıklaması varken siz ne yaptınız? Melik Gökçek'le ilgili bir şey mi yaptınız? Bülent Arınç'la ilgili bir şey mi yaptınız? Madem o yalan söylüyorsa. İkisinin çocuklarını da milletvekili yaptınız. Çok fazla böyle araştırmanıza da gerek yok. Gidin Murat Ağırel'in kitabını alın. Gazeteci Murat Ağırel'in kitabında Ankara'nın nasıl parsel parsel satıldığını size anlatsın. Orada yazıyor. Böylesine bir durumda bakın Türkiye'de kooperatif soruşturması nedeniyle tutuklu olan Cumhuriyet Halk Partililer dışında hiç kimse yoktur. Çünkü uzun incelemeler, soruşturmalar, işte bilirkişi raporları uzunca bir süreçtir onun incelenmesi. Topu topu 2 yıl yönetim kurulu üyeliği yapmış ve kendi döneminde kamu zararı oluşmamış Ümit Erkol’u, Ankara il başkanımızı sudan sebeplerle tutukladılar. Tıpkı önceki İzmir il başkanımız gibi.

SİYASİ ETİK YASASINI ÇIKARTALIM, GELİN SİYASETTE ZENGİNLEŞEN KİM BU MİLLET ÖĞRENSİN

Şimdi biz diyoruz ki bakın böylesine bir ortam. Siz saldırıyorsunuz. Daha önce biz istedik, siz reddettiniz. Siyasi etik yasasını çıkartalım. Genel Başkanımız 12 partiyi dolaştı ve herkes mutabık. Gelin siyasette zenginleşen kim bu millet öğrensin. Siyasete yoksul giren ve zengin çıkan kim millet öğrensin. Tüm bakanlar mal varlığını açıklasın. Milletvekilleri açıklasın. İnternet sitesine koysun. Hadi bakalım.

SİLİVRİ DOSYALARI TEL TEL DÖKÜLÜYOR: "SIR KASA" VE "JAMMER" YALANLARI

Kıymetli yurttaşlarımız, bakın geçtiğimiz hafta burada Silivri'deki yargılamada yargılanan sanıkların hakikaten büyük ıstırap çektiklerini, büyük haksızlığa uğradıklarını bir kez daha gördük. Birkaç örnekle anlatacağım. Bakın Mustafa Akın, Sayın İmamoğlu'nun koruma müdürü, eski özel harekat polisi, kendi isteğiyle emekli olmuş. Bir yönüyle FETÖ'nün kadrolaşmasına tepki göstererek ayrılmış. 2014 yılından beri de Sayın İmamoğlu’nu başarılı bir şekilde korumuş ve bu kişi 11 aydır burada tutuklu. Ne dediler Sayın Akın’la ilgili? Efendim dağ evinde sır kasa. Kasada 48 tane mermi çıktı, dört tane… Hepsini iade ettiler ama televizyonlarda dolar görüntülerini vererek sır kasada paralar çıktı diye haberler yaptılar. Hiç utanmadılar. Efendim jammerı niye kullandınız? Kıymetli yurttaşlarımız, o jammerlar Büyükşehir envanterine Kadir Topbaş döneminde girmiştir. Biz almamışız. Önceki dönemde kullanılmıştır. Bu ülkedeki VIP koruma, en üst düzey korunan herkesin korumalarında da bunlar uzaktan bir saldırı ihtimaline karşı vardır. Hoş, o jamerların içerisinde bulunan o çantalardan da para dolusu çanta diye haber yaptılar utanmadan. Bu da işin başka bir kısmı. Ama dosyadaki jammer ve buna ilişkin suçlama. Efendim diyorlar ki siz kameraları niye bantladınız? Otelin giriş çıkışını bantlayan var. Zaten kim geliyor, kim çıkıyor belli. Ancak Sayın İmamoğlu pozisyonundaki korunan tüm kimselere karşı hatırlayın yani mobese kameralardan hukuksuz bir şekilde görüntüleri alıp medyaya servis eden bu iktidar döneminde oradaki bir yemek anıydı, bir işte özel bir durumuydu, bir hareketiydi vesairesiydi. Tüm bunlara karşı alınan küçük bir önlem. Kameranın üstüne bantlıyorlar. Bakın o pozisyondaki herkes için korumaları sadece bulunduğu ortamda bunu yapar. Herkes de bilir bunu. Burada suç ne? Ceza kanununun hangi maddesi ihlal edilmiş?

KİPTAŞ YALANLARI VE ALİ KURT’UN BAŞARISI

Ve iddialardan bir diğeri Kiptaş'tan ev alındı. Öyle haberler çıktı. Koruma müdürü ve ekip Kiptaş'tan ev almış. Tek bir tane ev yok Kiptaş'tan alındığına ilişkin. Ancak Kadir Topbaş döneminde özel kalemde yer alıp da Kiptaş'tan evi olmayan hiç kimse yok. Bakın Kadir Topbaş döneminde özel kalemde görevi olup da Kiptaş'tan ev almayan kimse kalmamış. Baktık. Yani o kadar saçma sapan soruşturmalarla karşı karşıyayız ki. Sayın İmamoğlu kendi minibüsünü belediye başkanlığı daha Beylikdüzü döneminde kendi minibüsünü kullandığı için soruşturma geçirdi kamuyu zarara uğratmaktan. Ya kendi aracı. Büyükşehir'de hakeza kendi aracını kullanıyor. Biz baktık ki yaklaşık 300 milyonluk araç alınmış makam aracı diye. İgdaş'ta, Kiptaş'ta ayrı araçlar var makam araçları. Sayın İmamoğlu bunları mı kullanmış? Kim kamuyu zarara uğratmış?

Kıymetli yurttaşlarımız, bakın bir başka kimse isimsiz tanımıyor kimse. Çağlar Türkmen yine koruma ekibinde yer alıyor. Bunun suçu da kamerayı bantlamak. Bu da içeride aylardan beri ve bu insanın görüntülerini yandaş medyaya hesapta soruşturmada gizliydi. Servis edip durdular. Çağlar Türkmen'in 11 yaşındaki oğlu okulda akran zorbalığıyla karşılaşıyor bu görüntüler nedeniyle ve psikolojisi bozuluyor. Esasında Çağlar Türkmen'in oğlu olmak üzere içerideki bütün sanıkların çocuklarının da ahını aldınız. Neymiş? Çıkar amaçlı suç örgütü. Ya adam 55 bin lira maaş alıyor. Yani zar zor hayatını idame ettiriyor. Üzerine bir mal yok. Bir rüşvet iddiası yok. Bir ihaleye fesat yok. Somut hiçbir suçlama yok. Yine bir başka geçtiğimiz hafta ifade veren isim. Sayın Ali Rıza Akyüz Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı. Efendim sözüm ona Capacity AVM'den rüşvet istenmiş. Capacity AVM mühürlenmiş. Capacity AVM'ye ceza yazılmış. Depreme dayanıklı değil. Yapılması gerekenler yapılmamış diye. Siz orada önlem almayanı değil bu yazıyı göndereni tutukluyorsunuz. Bakın bir an için iddianın doğruluğunu bakın tek bir eylemle suçlanıyor. İddianın doğruluğu olayın absürtlüğünü anlatmak için söylüyorum. İddianın doğruluğunu düşünseniz dahi Türk Ceza Kanununa göre tek bir eylem 4 yıldan başlar alt sınırı. Eğer istemekle gerçekleşmişse yarı oranda ceza verilir. Fiilen yatarı olmayan bir suçlamayla karşı karşıya bir yıldır 70 yaşında adam tutuklu burada. Ali Kurt Kiptaş genel müdürü. Efendim Kiptaş'ı zararı uğratmakla suçlanıyor. Kiptaş’ı zarara uğratmış. Rakamlarla anlatıyorlar duruşmalarda ve İBB'nin başarılı iştiraklerinden. Daha önce de TOKİ'de başarılı bir bürokrat. Ekrem Başkanı alıyor Kiptaş'ın başına getiriyor. Peki bizim arkadaşlarımız Kiptaş'ı aldığı zaman belediyeye Kiptaş'ın borcu o dönemin parasıyla 1.2 milyar. Bakın dolar olarak o dönem baktığımız zaman 220 milyon dolar. Bugünün parasıyla 9,5 milyar TL zararda. 1,5 yılda tüm zararı kapatıyorlar ve Kiptaş kara geçiyor. Yazmışlar iddianamede efendim Ayazağa projesinde zarara uğratıldı diye. Öngörülen gelir 1.8 milyar TL. Nihai gelir 10 milyar TL olmuş. Yani hedefin çok daha üzerinde gelir elde edilmiş. Rakamlar böyle ve siz bunu nasıl zarara uğrattı diyorsunuz? Efendim etkin pişmanlık ifadeleri. Birçoğu ifadeleri geri alıyor. O ifadeleri veren bazılarının ifadesine itibar etmiyorsunuz ve tahliye de etmiyorsunuz. Ancak onun ifadeleriyle de yine insanları tutuklu tutuyorsunuz.

"HALKIN İKTİDARINI KURACAĞIZ"

Kıymetli yurttaşlarımız, biz burada örneklerle anlatıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi belediyeciliği kamucudur. Halkın refahını düşünür. Sosyal yardımlar yapar. Örneklerle de görüldüğü gibi AK Parti belediyeciliğinde ise talan vardır, rüşvet vardır, yolsuzluk vardır. Geçmiş dönem İBB'ye ilişkin 100 tane yolsuzluk dosyasını savcılıklara ve İçişleri Bakanlığı'na teslim ettik. Tek birinde işlem yapmadılar ve çeyrek asırdır da iktidarda olan, bu ülkeyi her alanda zarara uğratmaktan başka bir başarısı olmayan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bu ülkenin bir yıldan beri birinci partisinde olan Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelik saldırıları, sistematik saldırıları politiktir. Gelecek seçimleri kazanamayacağını gören iktidar kendisine göre bir siyasi atmosfer oluşturmak istemektedir. Ancak ne kadar kaçsalar da o sandık milletin önüne gelecek, Cumhuriyet Halk Partisi ne kadar saldırıya uğrasa da bir o kadar dirençle mücadeleye devam edecek ve Cumhuriyet Halk Partisi en sonunda halkın iktidarını kuracak.

Katıldığınız için teşekkür ederim değerli arkadaşlar.


Benzer Haberler